Aracıyla yola çıkmış, ıslak asfaltta ilerliyordu. Asfalt ıslak, hava karanlık ve soğuktu. Gece boyunca sağanak yağmış, sabah doğru ise yavaşlayarak ince ince yağmaya devam etmişti. Saat sabahın beşiydi. Gece yarısında kadar mesaide kalmış, eve döndüğünde ise daha yatağına girmeden telefonu tekrar çalmıştı. Pijamalarını değiştirerek, üzerinden birkaç dakika önce çıkardığı lacivert kot pantolonunu ve siyah kazağını tekrar giymiş, montunu da alarak evden çıkmıştı. Yıl başı gecesi olduğundan, tüm güvenlik birimleri mesaideydi. Ancak dün gece birileri fazladan mesai harcamış olmalıydı. Sabaha karşı, eğlenceden evine dönen biri oturduğu apartmanın önünde bir cesetle karşılaşmış ve polisi arayıp, ihbarda bulunmuştu.
Anlaşılan birileri alkolü fazla kaçırmış ve basit bir anlaşmazlıktan dolayı kavga çıkmış, sonra da biri, diğerini öldürmüştü. Belki de bir gasp olayıydı. Böyle düşünüyordu çünkü cinayetler genelde kulağa basit gelen olaylardan dolayı işleniyordu. İnsanlar ya sinirlerine hakim olmayı beceremiyorlar ya da macera aramak ve ya güç gösterisi yapmak için kasten olay çıkarıyorlardı. Çoğu da bir anlık öfkeyle yaptıkları hatadan, bir ömür boyu pişmanlık duyuyorlardı. Verilen adrese vardığında, aracını caddenin ortasında bırakarak aşağı inmek zorunda kaldı. Çünkü sokağın girişi, resmi ekip otoları ve olay yeri inceleme araçlarıyla kapanmıştı.
Neyse ki erken bir saatte olduklarından dolayı cadde boştu ve yine bir araç parkından dolayı sorun yaşamayacaktı. Polis şeridinin altından geçmek üzereyken, bir memur önüne geçip onu durdurdu. Önder montunun cebinden cüzdanını çıkarıp, memura polis kimliğini gösterdi. Memur bunu görünce hemen şeridi kaldırdı ve ona yol verdi. Sokağa girip beyaz tulumluların çalıştığı yere doğru ilerledi. Etrafta çok fazla gürültü kirliliği vardı. Bazı mahalle sakinleri sokağa dökülmüş olanları anlamaya çalışıyor, bazıları da pencerelerden çalışmaları seyrediyordu. Cesedi henüz görememişti.
Teknisyenlerin her biri bir yerde delil toplamaya, kanıt bulmaya çalışıyordu. Ekibin aydınlatması vardı ancak bu aydınlatma yeterli değildi. Aydınlatma direkleri de onlara hiç yardımcı olmuyordu. Teknisyenlerin birinin yanında, gri takım elbiseli bir adam gördü. Savcı, olay yerine ondan önce gelmişti. Önder'i görünce derin bir iç çekti ve yanına gitmesi için eliyle işaret verdi. Önder koşar adımlarla savcının yanına gitti. Oraya varır varmaz büyük bir kan gölü ve üzerinde, kana bulanmış beyaz bir bez olan cesedi gördü.
"Merhaba sayın savcım. Olayı öğrenebildiniz mi?" diye sordu Önder, yerdeki kanlı bezden gözlerini ayırmadan.
"Evet, bir cinayet."
Önder savcıya döndü.
"Bunu söylediler zaten. Gasp mı yoksa husumet mi?"
"Başka bir şey... Ama aklına gelenlerden hiçbiri olmadığına emin olabilirsin."
"Anlamadım." dedi Önder, kaşlarını çatarak.
Savcı derin bir iç çekti ve cesede yaklaşarak, üzerindeki kanlı bezi kaldırdı. Önder de savcının hemen arkasından giderek, cesede baktı ve anında başını başka yöne çevirdi. Gördüğü manzara karşısında hem korkmuş, hem tüyleri ürpermiş, hem de midesi bulanmaya başlamıştı. Henüz çürüme başlamadığından fazla ağır olamasa da, bez kalkınca cesetten mide bulandırıcı bir koku yayılmaya başladı. Önder Kendisini zorlayarak tekrar cesede döndü.
Cesede bakıyormuş gibi yaparak, bir süre sadece yerdeki taşlara baktı. Aynı anda derin derin nefes alıp veriyordu. Ayaklarının kana bulaşmaması için cesetten bir kaç adım geride duruyordu. Savcı ise teknisyenler gibi ayağında galoşlarla dolaşıyordu. Teknisyenlerin ve otopsi uzmanının işi epey zor olacaktı. Önder yerdeki vahşete birkaç saniye bile bakamıyorken, onlar detaylı incelemeler yapıyordu. Bunlara nasıl katlandıklarını merak ediyordu.
"Bence bu aklına gelmedi, öyle değil mi başkomiserim." dedi savcı.
Yere çökmüş, ayrıntılı bir şekilde cesedi inceliyordu. Yüzünü buruşturmuştu ama bu iğrenmekten çok, bir merak ifadesiydi. Korkuyor gibi de görünmüyordu. Savcı, Önder'den yaşça büyüktü. En az elli yaşında olmalıydı. Görünüşe göre Önder'in gördüğünden çok fazla ceset görmüş ve bu tür şeylere alışmıştı. Ama Önder'in bundan iki yıl önce gördüğü cesetler kadar korkunç durumda olan cesetler görmediğine emindi. Önder buna rağmen ceset görmeye alışamamıştı. Buraya geldiğinde, karnından bıçaklanmış ya da başından vurulmuş bir ceset görmeyi bekliyordu ama bu ceset, iki yıl önce gördüğü cesetlerden çok daha korkunç ve berbat durumdaydı.
Savcının nasıl bu kadar rahat olduğunu anlayamıyordu. Kurbanın çenesi olduğu yerde dururken, başının üst tarafı koparılmış ve cesedin birkaç santim ilerisine atılmıştı. Kurbanın baş kısmında, yalnızca dili ve alt dişleri görünüyordu. Kısacası çenesi duruyordu. Bunu kim yaptıysa, kafa tasını ayırıp koparmak için bir alet kullanmış olmalıydı. Aksi halde, insan gücüyle bu şekilde yerinden çıkartılamazdı. Kurbanın gözleri ise parçalanmış bir şekilde, başın hemen yanında duruyordu.
Ayrıca üzerindeki montu ve kazağı parçalanmış, gövdesi açılmıştı ama montun kolları hala kurbanın kollarında duruyordu. Adamın meme uçları parçalanmış, karnı yatay bir şekilde yarılmış ve bir çok organı, karnının dışına çıkarılmıştı. Cesette sağlam kalan tek yer, belinden aşağısıydı. Bu, katilin ona bir lütfu olmalıydı. Adamın her yerini parçalamışken, belinden aşağısına dokunmamıştı. Bu son derece vahşi bir cinayetti. Bu adam tüm bu işkenceleri yaşamayı hak edecek ne yapmış olabilirdi ki?
Önder bu düşünceden hemen vaz geçti. İnsan ne yaparsa yapsın, bu şekilde öldürülmeyi hak etmezdi. Bu ceset bir ormanda bulunsaydı, bunun vahşi bir hayvan tarafından yapıldığı düşünülür ve soruşturma bile açılmazdı. Ama ceset şehrin göbeğinde, sokak ortasında bulunmuştu. Bu da, cesedi bu hale getiren kişinin insan kılığına girmiş vahşi bir hayvan olduğunu gösteriyordu. Önder cesede bir süre baktıktan sonra başını tekrar başka yere çevirdi. Savcı da cesedin üstünü örterek, ayağa kalktı ve Önder'e yaklaştı.
"Cinayet burada mı işlenmiş yoksa öldürülüp buraya mı getirilmiş?" diye sordu Önder.
"Tam da bu noktada işlenmiş. Etrafta çok yoğun kan var. Gözler parçalanırken, taşların arasına bile girmiş. Görünüşe göre ayakla ezilmiş olmalı. Cesette ve çevresinde yoğun bir şekilde kan pıhtılaşması var. Bunu yapan her kim ise kafayı bulmuş olmalı."
"Peki hiçbir görgü tanığı yok mu? Ya da bir şeyler duyan birileri..."
"Maalesef... Cesedi de bu apartmanda oturan biri bulmuş." dedi savcı, hemen arkasında bulunan binayı göstererek.
"O nerede peki?"
"Hastanede. 155'i aradıktan sonra şoka girmiş, baygın yatıyor."
"Bu çok saçma savcım. Sokak ortasında bir adam parçalara ayrılıyor ama ne gören var ne duyan." diyerek çıkıştı Önder.
"İnceleme ekiplerinin dediğine göre, gece saatlerinde işlenmiş. Net bir şey söylemek için adli tıp raporunu beklemek gerek. Ama muhtemelen herkesin derin uykuda olduğu bir saat olmalı."
Bu cevap da Önder'i tatmin etmedi. Önder gece saatlerinde, pencerelerden atılan çöplerin sesine bile anında uyanıyordu. Kaldı ki bir insan bu tür işkenceler görürken bütün sokağı inletirdi. Ayrıca yıl başı gecesi olduğundan, bir çok insan ya sokaklarda olur ya da yataklarına geç saatte girerlerdi. Bu cinayet işlenirken, derin uykuda olmayanların mutlaka bir şeyler duymaları ya da görmeleri gerekirdi. Ayrıca sokak, işlek bir cadde üzerindeydi ve cesedin bulunduğu yer caddeye çok yakındı. Bu durumda sokakta mutlaka birilerinin olması ya da sokağın önünden geçen birilerinin mutlaka bir şeyler görmesi gerekirdi.
Belki de gören ve duyan çok fazla kişi vardı ama başlarını derde sokmamak için kimse bir şey söylemiyordu. Herkesin uyandığı saatlerde, ilk iş bu sokağa gelecek ve sokakta oturan herkesin ifadelerini alacaklardı. Bu iş biraz uzun sürecekti ama ekibindeki bir kaç kişiyi bu iş için görevlendirirse, fazla uzun sürmezdi.
Savcı işini hallettikten sonra diğer işlerine dönmek için oradan ayrıldı. Önder'de teknisyenlerle görüştükten sonra soruşturma işlemleri için emniyete dönmeye karar verdi. Olay yerinden ayrılıp, sokağın başında bıraktığı aracına doğru ilerledi.
Polis şeridinin altından geçip aracının başına geldi ve etrafa son kez göz attı. O zaman iyice emin oldu. Birileri bu cinayeti mutlaka görmüştü. Aracının kapısını açtığı sırada bir şey dikkatini çekti. Durakladı. Caddenin karşısında bir siluet durmuş, olay yerini seyrediyordu. Bu gayet normaldi, insanlar olayları izlemeye meraklı olurlardı. Ama o kişi her kim ise Önder'in dikkatini çekmesinin sebebi, park halinde duran bir kamyonun arkasına saklanarak, gizli bir şekilde izlemesiydi. Caddedeki aydınlatmalardan dolayı bu kişinin bir erkek olduğunu görebiliyordu.
Başında klasik bir şapka vardı ve üzerindeki siyah paltonun yakasını iyice kaldırmış, yüzünü gizlemeye çalışıyordu. Belki de soğuktan korunmaya çalışıyordu. Ayrıca paltosunun yakasını tuttuğu elinde, siyak deri eldiven vardı. Ama adamın yüzünü seçemiyordu. Hem uzakta duruyordu hem de yüzünü gizlemeye çalışıyordu. Önder aracının kapısını kapatıp, caddeye doğru bir kaç adım attı ve yolu kontrol etmek için sağına ve soluna baktı.
Tekrar karşıya baktığında, adamın koşar adımlarla oradan uzaklaştığını gördü. Muhtemelen adam fark edildiğini anlamış ve kaçmaya başlamıştı. Önder bunu anlayınca, koşar adımlarla karşıya geçti ve adamın peşine takıldı. Adam adımlarını hızlandırdı. Önder'de hızlandı. Adam sert ve kendinden emin, bir o kadar da hızlı adımlarla yürüyordu. Dimdik duruyordu ve karizmatik bir havası vardı. Adam biraz ileride, bir sokağa girdi. Önder'de hemen arkasından sokağa girdi ama hiçbir şey göremedi. Adam ortada yoktu. Önder yavaş ve dikkatli bir şekilde, sokağın içine doğru yürümeye başladı.
Elini beline götürüp, silahının kabzasını kavradı. Onu şimdilik yerinden çıkarmayı düşünmüyordu. Sadece ona dokunmak, kendisini güvende hissettiriyordu. Apartmanların girişlerini kontrol ederek yürümeye devam etti. Ama araçların arkasını göremiyordu. Adamın aniden karşısına çıkıp ona saldırmasını ya da kaçmaya devam etmesini bekliyordu. Sokağın yarısına gelmişti ama düşündüğü gibi bir şey olmadı. Etrafı gözetleyerek, hızlı adımlarla kaldırıma çıkıp araçların arkalarına baktı.
Sonra karşı kaldırıma geçip, orayı da kontrol etti ama adam yoktu. Karanlığın içinde, ortadan kaybolmuştu. Önder elini silahından çekti ve tekrar sokağın ortasına geçerek, son kez etrafa bakındı. Biraz önce ne olduğuna anlam veremiyordu. Belki de ortada adam falan yoktu. Psikolojik sorunlarından ve biraz önce gördüğü cesedin yaşattığı korkudan dolayı, aklı ona oyun oynamıştı. Belki de olmayan bir şeyi görmüş ve bir hayalin peşinden gitmişti. Derin bir iç çekerek, öfkeli bir şekilde aracına geri döndü.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder