14 Aralık 2024 Cumartesi

Kendine Terapi (Bölüm 13)




Ofise gelmiş, telefon bayisinden aldığı kamera kayıtlarını inceliyordu. Kamyonun arkasında saklanan adamın olduğu kısmı, defalarca başa sarıp tekrar tekrar izlemişti. Ama kimlik tespiti yapılamıyordu. Adam yüzünü tamamen kapatmıştı ve ortadan kaybolmadan önce yürüdüğü yol üzerinde, başka hiçbir güvenlik kamerası yoktu. Bu adamın kim olduğunu, kendisi ortaya çıkmadığı sürece asla öğrenemeyeceklerdi. Kamera kayıtlarından bir şey çıkmayacağını anlayınca bilgisayarı kapattı. Saat on olmuştu. Sırada kurbanın çalıştığı banka şubesine gidip oradaki bir kaç kişiyle konuşmak ve işten çıkarılan çalışanların listelerini toplamak vardı. 

Fırat'ın bir kaç önemli işi olduğundan, amiri bankaya Melisa ile gitmesini söylemişti. Ama Önder bunu istemedi ve oraya tek başına gitti. Listeleri alır almaz da şahıslarla görüşmeye gidecekti. Bunun için de izin alması gerekiyordu. Amiri, şahısların kimlik bilgilerini ona verir vermez bu işi halledeceğini söyledi. 
Banka şubesine girdiğinde, içerinin müşterilerle dolu olduğunu gördü. Önce güvenlik görevlisinin yanına yaklaşıp, görüşebileceği yetkili birilerinin olup olmadığını sordu. Güvenlik görevlisi müdürlerinin öldüğünü söyleyince, Önder polis kimliğini göstererek buraya bunun için geldiğini söyledi. 

Güvenlik görevlisi heyecanlandı ve Önder'e olabildiğince yardımcı olmaya çalıştı. Önder, çalışanlarla kısa bir görüşme yapmak ve eski çalışanların bilgilerini almak istediğini söylerken, aynı anda izin belgesini gösteriyordu. Güvenlik görevlisi müşterilere, beş dakika kadar beklemelerini söyleyerek, çalışanları sırayla ölen şube müdürünün ofisine soktu. Önder herkesle kısa bir görüşme yaptıktan sonra çalışanlardan biri odada kaldı. Müdürün bilgisayarını açarak, eski çalışanların kimlik ve adres bilgilerinin bulunduğu bir kaç belge buldu. Belgeleri yazıcıdan çıkararak Önder'e uzattı. Genç kadın bir yandan üzgün, bir yandan da öfkeli görünüyordu. 

"Ona bunu yapanı bulacaksınız, öyle değil mi?"
"Bunun için elimizden geleni yapıyoruz."
"O bunu asla hak etmedi. Eğer bunu yapan eski çalışanlarımızdan biriyse..."
"Kim olduğunun bir önemi yok. Katil katildir. Kimsenin dışına bakarak, içini göremezsiniz."

Önder belgeleri alıp bankadan ayrıldı. Aracına biner binmez amirini arayıp, izin belgelerinin hazırlanması için şahısların kimlik bilgilerini verdi. Bu iş yaklaşık yarım saat sürebilirdi. Normalde günler sürüyordu ama savcı, böyle vahşice bir cinayeti işleyen kişinin dışarıda daha fazla dolaşmamasını istemiyordu. Önder ağır ağır adreslerden birine doğru yol alırken, amirinden bir mesaj geldi. Vakit kaybetmemek için izin belgesinin fotoğrafını atmıştı. Önder izinlerin çıktığını görünce, biraz daha hızlandı. Adrese vardığında, arabasını bir yere park ederek bir apartmana girdi. Dördüncü kata çıkıp, sol tarafta bulunan tek kapıya yaklaştı. Kapıya iki kere vurdu ve bekledi. Kapı açıldığında, karşısında genç bir kadın belirdi. Üzerinde ince askılı, beyaz, mini bir gecelik vardı. Anlaşılan bu soğuk hava, bazılarının cinsel fantezilerini pek de etkilemiyordu. Önder kadına, bankadan aldığı kağıtta yazan ismi okudu.

"Burak YILDIZ. Kendisi burada mı?"
"Siz kimsiniz?"

Önder bir şeyi hatırlamış gibi işaret parmağını kaldırıp, montunun cebinden polis kimliğini çıkardı ve kadının burnuna dayadı. Sonra da amirinin ona fotoğraf olarak attığı izin belgelerinden, bu adrese ait olanını gösterdi ve sorusunu yineledi.

"O burada mı?"

Genç kadın cevap vermeden kapıyı biraz daha açarak, içeri girmesi için Önder'e yol verdi. Önder içeri girip koridorun tam ortasına beklerken, odalardan birinin kapısı açıldı ve içeriden bir adam çıktı. Adamın üzerinde yalnızca kısa bir şort vardı ve üzeri çıplaktı. Genç kadından biraz daha yaşlı görünüyordu. Kırklı yaşlarda olmalıydı. Ayrıca saçlarının çeşitli yerlerinde beyaz teller göze çarpıyordu. Adam Önder'i görünce merakla, kapının yanında dikilen ve sorgulayan gözlerle ona bakan kadına döndü.

"Bu bey polismiş. Yine ne haltlar karıştırdın?" diye sordu kadın.

Adam ellerini iki yana açarak dudağını büktü.

"Bu kez bir şey yapmadım." Sonra Önder'e döndü. "Gerçekten bir şey yapmadım."
"Biraz oturalım mı?" diye sordu Önder.

Adam eliyle salonun bulunduğu kapıyı işaret ederek, içeri girmesini söyledi. Önder önde, adam ise arkada beraber salona girdiler. Kadın ortadan kaybolmuştu.

"Hanımefendi eşiniz mi?" diye sordu Önder.
"Evet, henüz bir aylık evliyiz. Neden buradasınız?"
"Eski çalışma arkadaşlarınızdan biri için."
"Hangisi?"
"Ahmet BORA. Eski çalıştığınız banka şubesinin müdürü."

Adam bunu duyunca ağzının yanıyla sırıttı ve oturduğu koltuğa yayılarak, ellerini ensesinde birleştirdi. Sonra umursamaz bir tavırla sordu.

"Ne olmuş? Bankayı falan mı soydu yoksa?"
"Hayır. Bir cinayete kurban gitti."

Adam bir kaç saniye durdu ve Önder'in ciddi olup olmadığını anlamaya çalıştı. Sonra ellerini indirip başını öne eğdi ve bir süre de bu şekilde bekledi. Sonra Önder'e bakarak sordu.

"Emin misiniz?"
"Evet. Tam da evinin önünde öldürülmüş. Bununla ilgili size bir kaç sorum olacak."

Adam yine sırıtarak ellerini iki yana açtı.

"Ne yani, benden mi şüpheleniyorsunuz? Benim o adamla arkadaşlığım bile yoktu."
"Şüphe değil, sadece eleme yapmak için. Yıl başı gecesi neredeydiniz?"
"Bu saçmalık, sorularınıza cevap vermek zorunda değilim!" diyerek çıkıştı adam.
"Zorundasınız. Eşinize izin belgemi gösterdim."
"Evimdeydim. Karımla ilk yeni yılımızı kutluyorduk." dedi adam isteksizce.
"Eşinizden başka bir şahidiniz var mı?"
"Hayır yok, yalnızdık."

"Peki bunu kanıtlayabilir misiniz?"
"Hayır. Mecbur değilim." dedi adam, daha sert bir tavırla.
"Tekrar ediyorum. Bu soruları eleme yapmak için soruyorum. Eğer bunu ispatlayamazsanız, bu soruşturmada şüpheli olarak yer alacaksınız."
"Pezevengin ölüsü bile rahat bırakmıyor, ne musibet bir adam bu... Avukatımı arıyorum." dedi adam ve hızla oturduğu yerden kalkıp, televizyon konsolunun üzerinde bulunan telsiz telefona sarıldı. 

Önder de dudağını bükerek geriye yaslandı ve bacak bacak üstüne attı.

"Nasıl isterseniz, benim zamanım var." dedi adama bakarak. 

Adam bir yandan ateş püsküren gözlerle ona bakıyor, diğer yandan hararetli bir şekilde, telefonun arkasındaki avukatıyla konuşuyordu. Konuşmasını tamamladıktan sonra salonun içinde volta atmaya başladı. Aynı anda söylendi.

"On dakika içinde burada olacak."

Önder, adamın hareketlerindeki tedirginliği fark etmeye başlamıştı.. İlk başta rahattı ama cinayeti ve kendisine yöneltilen soruları duyunca, rahatsız olmaya başlamıştı. Bu işte bir parmağı, yoksa bile bilgisi olmalıydı. 

"Neden bir avukatınız var?" diye sordu Önder, merakla.
"İstersem on tane tutarım, parasıyla değil mi?" 
"Eşiniz yine ne haltlar yedin derken tam olarak neyden bahsediyordu?
"Bu sizi ilgilendirmez! Siz başka bir şey için buradasınız."
"Eşinizle konuşabilir miyim?"

Adam gözlerini kısarak, tehditkar bir şekilde ona baktı.

"Hayır." dedi, net bir şekilde.
"Onu buraya çağırın. Bir kaç soru sormak istiyorum. Yıl başı gecesi ile ilgili..." diyerek, ısrar etti Önder.

Adam bir süre düşündükten sonra karısına seslenerek salona çağırdı. Kadın bir kaç saniye içinde salondaydı. Dışarı çıkmak için hazırlanmıştı. Üzerine koyu renk bir kot pantolon ve siyah bir kazak giyinmişti. Önder'in oturduğu koltuğun karşısındaki berjere oturup, bacak bacak üstüne attı ve umursamaz bir tavırla Önder'e baktı.

"Yıl başı gecesi neredeydiniz?" diyerek, ona da aynı soruyu sordu Önder.
"Buradaydık. Sadece ikimiz."
"Bunu kanıtlayabilir misiniz?"
"Evet." 

Kadın bunu söylediğinde, adam öfkeyle ona baktı.

"Hayır!" diye söylendi. Ama kadın onu duymazdan gelerek, devam etti.
"İspatlayabiliriz komiser bey. O gece dışarıdan yemek söylemiştik. Kurye bizi tanıyor. Ayrıca sipariş verdiğimiz restoranda da kaydımız vardır. Oradan bakabilirsiniz."

Adam karısına öfkeli gözlerle bakarak, alt dudağını ısırdı. Sonra ellerini beline dayayarak, salonun içinde volta atmaya devam etti.

"Restoranın ismini verirseniz bakarım." dedi Önder, gözerini adamın üzerinden ayırmadan. "Neden eşinize yine ne halt yedin diye sordunuz. Başka vukuatları da mı var?"

Adam tekrar Önder'e döndü ve ona bakarak, karısını uyardı.

"Sakın ona bir şey söyleme! O başka bir şey için burada."

Ama kadın onu yine dinlemedi ve Önder'in sorusunu cevapladı.

"Evet. Eski çalıştığı bankadan defalarca para çalmış. Suç üstü yakalanınca işten atılmış. En son çalıştığı bankada da, şube müdürüne hakaretler etmiş. Oradan da bu yüzden atıldı. Bir süredir benim banka hesabımdaki birikimimle geçiniyoruz. Belki benim bilmediğim başka şeyler de vardır. Ama ben daha fazlasını bilmek istemiyorum. Çünkü yaptıklarını öğrendikçe ondan soğuyorum."

Önder, kadının tüm bu anlattıklarını şaşkınlıkla dinliyordu.

"Ama tüm bunlara rağmen onunla evlendiniz, öyle değil mi?" diye sordu Önder.
"Herkes hata yapar komiserim. Ama bazı hataların geri dönüşü olmuyor, maalesef." Kadın son cümlesini, kocasına bakarak söylemişti. 
"Geri dönüşü olmadığını kim söyledi? Hemen şimdi benden boşanıp, defolup gidebilirsin tatlım, kapı orada!"
"İyi bir nafaka alabileceğim süreye kadar senden boşanmayacağım. Unut bunu!"
"İstersen ömür boyu evli kalalım, sana zırnık koklatmam! Herkes kendi parasını yesin..."
"Benim evimde, benim paramla geçinirken bunları söylemen gerçekten çok komik."

Önder, yeni evli çifti şaşkınlıkla dinliyordu. Henüz bir aylık evliydiler ve en güzel zamanlarını, birbirleriyle ego yarışına girerek geçiriyorlardı. Biri, diğerinden iyi bir nafaka almak için ne zaman boşanması gerektiğini hesaplıyor; diğeri ise, aynı evde yaşadığı resmi nikahlı karısına kuruş koklatmayacağını söylüyordu. Evlilik böyle bir şey değildi. Evliliğin ne anlama geldiğini bilmeden bazı menfaatler, çıkarlar ve ego yarışına girmek için evlik yapanlar, bu çift gibi kısa sürede birbirlerinden kurtulmanın yollarını arıyorlardı. Gerçekten evlenmek isteyenler de, bu tür çiftlerden dolayı ya evlilikten soğuyorlar ya da etraflarında gerçekten güvenilir olan insanlara bile güvenemiyorlardı. 

Sonra da evlilikten çok boşanmalar oluyor, çocuklar ya aralarda kalıyor ya da yurtlarda, yalnızlığa mahkum ediliyordu. Artık kimsenin gerçek sevgiden haberi yoktu. Gerçek sevgi; egoyu, kibri ve gücü unutturup, insanları bir arada tutan asıl şeydi. Ancak bu üç şey yayılmaya başladıkça, sevgi bile yalnızlığa mahkum edilmişti. Önder içi buruk bir şekilde onları seyrederken kapı çaldı. Adam koşar adımlarla kapıya gitit ve yanında başka bir adamla geri geldi. Üzerinde gri renkte takım elbise elind eise siyah renkte bir evrak çantası olan adam Önder'in karşısına geçti ve elindeki çantayı orta sehpanın üzerine bıraktı. Genç kadın ayağa kalkıp salşonu terk ettiğinde avukat ta biraz önce kadının oturduğu berjere oturdu ve sordu.

"Konu nedir? Neden müvekkilimi evinde rahatsız ettiniz?" diye sordu adam, zorla kibar olmaya çalışarak.
"Size telefonda anlatmıştır. Bir cinayet soruşturuyoruz. Müvekkilinizin son çalıştığı banka şubesinin müdürü bir cinayete kurban gitti. Biz de soruşturmaya, onu tanıyan çalışma arkadaşlarından başladık. Şüpheli listemizi daraltmak için." Önder, avukatının yanında, ayakta dikilen adama döndü. "Ama müvekkiliniz bundan epey rahatsız oldu. Aslında daha çok korkmuş gibi görünüyor."

Avukat, onu koruması için küçük bir çocuk gibi arkasına saklanan müvekkiline döndü ve sordu.

"Ona ne anlattın?"
"Hiçbir şey."

Avukat tekrar Önder'e döndü.

"Ne öğrenmek istiyorsunuz?"
"Aslında istediğim şey, yıl başı gecesi sabaha karşı evde olup olmadıklarını ispatlamalarıydı. Karısı bunu nasıl öğreneceğimi söyledi. Yani sorun ortadan kalktı."
"O halde neden hala buradasınız?"
"Tam gitmek üzereydim ki karısı bana ilginç şeylerden bahsetti. Bunlarla ilgili de bir kaç soru sormak istiyorum. Bankadan çaldığı paralarla ilgili."

"Sanırım bunun için elinizdeki izin belgesinden çok daha fazlasına ihtiyacınız var. Müvekkilim şuan kendi evinde sorguya alınıyor, bunu asla kabul etmiyorum."
"Size kabul edip etmediğinizi sormadım. Sadece bir kaç soru."
"Ona sakın cevap verme, buna mecbur değilsin." dedi avukat, yanındaki adama. 

Adam hala öfkeli gözlerle ona bakıyordu. Önder sırıttı ve ağır ağır ayağa kalktı ve sokak kapısına doğru ilerledi.

"Müvekkiliniz de haksız sayılmaz. İnsan sizin gibilere para yedirmek için ya hırsızlık ya da soygun yapmak zorunda kalır."

Avukat bunu duyunca hızla ayağa kalktı ve işaret parmağını ona doğru uzatarak, peşinden gitti. Müvekkili de hemen onun arkasından gidiyordu.

"Siz benim mesleğime hakaret mi ediyorsunuz? Sizin yaptığınıza ne demeli? Müvekkilim kendi evinde, göz altındaymış gibi muamele görüyor." diye çıkıştı.

Önder evin sokak kapısını açıp, peşinden gelen adama döndü.

"Bir yere kaybolmayın. Yarın elimde göz altı kararıyla geleceğim." dedi ve merdivenlere yöneldi.

Arkasından ona bağırıp hakaretler savuran adamı ve onu sakinleştirmeye çalışan avukatını duymazdan gelerek, merdivenleri indi ve binadan dışarı çıktı. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kendine Terapi (Bölüm 73)

Önder ve arkadaşları onun hayatını tam anlamıyla son anda kurtarmıştı, buraya geldiğinde ölmek üzereydi. Ama şimdi durumu iyiye gidiyordu. H...