16 Ocak 2025 Perşembe

Kendine Terapi (Bölüm 59)


Aracına binip cep telefonunu çıkardı ve Melisa’yı aradı, artık küs olmadıklarından onu rahatlıkla arayabiliyordu. Telefon birkaç kere çalmanın ardından açıldı.
“Alo... Bir şey mi oldu?” diye sordu Melisa, Önder’in onu durduk yere aramasına şaşırmış olmalıydı.
“Hayır, sadece... Öylesine aradım. Ne yapıyorsunuz diye merak ettim.”
“Aynı şeyler. Senin bize kakaladığın dava ile uğraşıyoruz. Katilin kim olduğunu öğrendik ama adamı bulamıyoruz. Hangi deliğe saklandı Allah bilir.”
“Başka bir şey var mı? Diğer dava ile ilgili gelen giden...”
“Ah hayır. Sadece senin bildiklerin. Orhan başkomiseri izledin mi? Herif resmen kameraların karşısına çıkıp kendisini Sherlock ilan etti. Hâlâ onun etkisinden kurtulmaya çalışıyorum, gerçekten sinir bozucu.”
“Haklısın, sinir bozucu.” dedi Önder, Orhan başkomiseri televizyonda gördüğü an gözünün önüne geldiğinde, midesine kramp girdi.
“Sen neler yapıyorsun? Uğraşmayı bıraktın herhalde.”
“Bırakmak mı? Hayır tabi ki...” Önder ona bazı bilgileri verip vermeme konusunda kararsızdı. Sinirlendiği bir anda onu ifşa edebilirdi. Ama yapmaya da bilirdi. Yine de en azıdan birilerinin bu konu hakkında bir şeyler bilmesi gerekirdi. Olur da başına bir iş gelirse, onu nerede arayacaklarını bilmeleri için. “Bunun aramızda kalacağını düşünüyorum. O yüzden sana bazı şeyleri anlatacağım, tamam mı?”
“Merak etme. Artık senden eskisi kadar nefret etmiyorum.” dedi Melisa. Onun bu sözü, anlamsız bir şekilde Önder’in hoşuna gitmişti.
“Tamam. Orhan başkomiser oraya çıkıp katillerin yakalandığını ve soruşturmanın kapandığını falan zırvaladı. Katiller yakalandı evet, ama bunun bir de arkası var, orasını hiç kimse kurcalamadı. Ben o kısmı kurcalıyorum.”
“Anlamadım... Bekle, sakin bir yere geçeyim.” Telefonda bir süre sessizlik oldu. Melisa konunun başka yerlere gideceğini anlamış ve daha rahat konuşabilmek için yer değiştiriyordu. “Devam et. Neyi kurcalamaktan bahsediyorsun?”
“Katillerin ortak noktaları, tedavi gördükleri hastane... Kimse bununla ilgilenmedi, öyle değil mi?”
“Sen ilgilendin ama... Bunu onların da yaptığını düşünüyordum.”
“Hayır, hiç kimse o hastaneye gidip detaylı araştırma yamadı. Bizim dışımızda hiç kimse.”
“Yani Orhan başkomiserin bir şeylerin üstünü kapatmaya çalıştığını mı düşünüyorsun?” diye sordu Melisa, fısıldayarak.
“O konuda emin değilim. Yani bunu Orhan başkomiserin tek başına yaptığından... Darcy Fleming. Bu ismi araştır. Çok ilginç şeyler bulacaksın.”
“Ne demek istiyorsun, anlamıyorum.”
Önder telefonu hoparlöre vererek yanına koydu ve aracını çalıştırıp yola koyuldu. Aynı anda konuşmasını sürdürüyordu.
“Bu adam eski bir korgeneral. Avustralya’dan kalkıp buraya gelmiş ve bir manastırı hastane yaparak, tekrar canlandırmış. Bunun faydası sadece kendine mi? Hayır, devlete de katkısı var. Hem de çok büyük bir katkısı var. Soruşturma bizden alınıp başka bir ekibe verildi, hemen ardından tüm katiller kendiliğinden ortaya çıktı ve olayın asıl kaynağı bu hastane olmasına rağmen, medyada hastanenin adı bile geçmiyor. Dosya kapandı ve herkes dağıldı. Neden?”
“Şimdi sen böyle söyleyince benim de içime bir şüphe düştü. Eğer Orhan başkomiserin soruşturma dosyalarına ulaşabilirsek, dosyada hastanenin adının geçip geçmediğini öğrenebiliriz. Eğer geçmiyorsa şüphelerinde haklısın demektir. Bu da büyük bir skandal olur.”
“Evet ama nasıl? Orhan başkomiser bizimle asla muhatap olmaz.”
“Bunu ben hallederim.” dedi Melisa, net bir şekilde.
“Ciddi misin?”
“Evet, seni yarı yolda bırakmamın karşılığında bir özür olarak sayarsın.”
“Sorun değil, gerçekten. Ben alışkınım.”
“Eğer sen haklı çıkarsan... Sonra ne olacak?”
“Önce bir haklı çıkayım, sonrasına bakarız.”
“Anladım. Kapatmam gerek, birazdan toplantı başlayacak.”
“Tamam. Sana anlattıklarımı hiç kimseye anlatma, tamam mı? Fırat dahil.”
“Anlaştık. Hoşçakal.”
Telefonu kapatıp yola devam etti. Meriç doktorun evine girme fikri mantıklıydı, ama bir o kadar da tehlikeli. Komşulardan birine yakalanacak olurlarsa işleri biterdi. Aslında şu an bunun tam sırasıydı ama hem bir planları yoktu hem de Alpay’ın iyice dinlenmesi gerekiyordu. Hali hiç iyi görünmüyordu. Gerçi plan o kadar da önemli değildi. Her zaman olduğu gibi hiçbir şey plana göre gitmiyordu. Son yaptıkları plan bunun net kanıtıydı. En iyisi hiçbir plan yapmadan direk işe koyulmaktı. Ama bunu yarın yapacaklardı. Eğer evinde işe yarar bir şeyler bulabilirlerse, gerisi çorap söküğü gibi gelecekti. Alpay o gece doktoru takip ederek bu yaptığını öğrenmeseydi, Meriç doktordan şüphelenmelerini gerektirecek hiçbir şey olmayacaktı. Ama eğer onun bu işlerde bir parmağı olduğu ortaya çıkarsa, bu onu çok şaşırtacaktı. Ayrıca büyük bir skandal olacaktı. Hem halk için hem de profesör için. Bu profesörün de sonu olurdu. Şimdiye kadar kimse onlara dokunmamıştı ama bundan sonra da dokunulmayacağı anlamına gelmezdi. Belki birileri bazı şeylerin üstünü kapatmaya, ört pas etmeye çalışıyordu, bunu yapanların illa ki bir çıkarı vardı. Ama Önder’in bu konuda ne hastaneden ne de profesörden hiçbir çıkarı yoktu. O tamamen tarafsızdı, sadece suçluların peşindeydi hepsi bu. Bunun sonunda kimin zarar göreceği umurunda değildi çünkü zarar görecek olanlar, yine bu olaya dahil olanlar olacaktı. Kendi evine gitmek yerine Alpay’ın evine gitmeye karar verdi. Binaya yakın bir yere aracını park edip kontağı kapattı ve beklemeye başladı. Eğer Alpay’ı susturmak veya ona herhangi bir şey yapmak için peşine birileri düşecekse, ilk durakları evi olacaktı. Buraya giren çıkan birilerinin olup olmadığını, Alpay’ın peşinde olup olmadıklarını nasıl anlayacağını bilmiyordu, ama illa ki kendilerini belli edecek bir hata yapacaklardı. Henüz yarım saat geçmişti ki telefonu çaldı. Arayan Cansu idi. İsteksizce cevapladı.
“Tatildeyim Cansu, ne oldu?”
“Rahatsız ediyorum, kusura bakma ama Görkem diye bir genç geldi. Alpay ile ilgili kayıp ihbarında bulunmuştu, bir haber olup olmadığını merak ediyor.”
Önder sıkıntıyla iç çekti. Ona ne cevap verecekti. Eğer bulunduğunu söylerse genç adam onu görmek isteyecek, Alpay tehlikeye girecekti.
“Bunu neden bana soruyorsun? Orada olan sizsiniz.” diyerek, yapmacık bir şekilde onu azarladı Önder. Ama bir şeyi unutmuştu.
“Fırat’a sordum ama olayla bizzat senin ilgilendiğini söyledi başkomiserim. Ben kimden bilgi alacağım?” diye sitem etti Cansu. Önder bunu yaptığını unutmuştu.
“Evet, hatırladım. Hâlâ arıyorum, şimdilik bir şey yok ama olur olmaz haber vereceğim”
“Genç çocuk çok endişeli. Başına bir şey gelmiş olmasından korkuyormuş.”
“Neden başına bir şey gelsin ki? Belki bir yere tatile falan gitmiştir. Ya da telefonunu kaybetmiştir, ne bileyim.”
Önder bu yalanlara kendisi bile inanmamıştı. Yalan konusunda profesyonel değildi ama istese daha iyisini yapabilirdi.
“Ne bileyim, evinin önündeki adamdan şüpheleniyormuş. Acaba ona bir şey mi yaptı diye endişeleniyor.”
Önder aniden irkildi.
“Hangi adam?”
“Alpay doktorun evinin önünde bekleyen bir adam görmüş, hem de iki kere. Sana bundan bahsetmediler mi?”
“Hayır, kimse bana böyle bir şey söylemedi.” Önder epey heyecanlanmıştı. Hızlıca ne yapması gerektiğini düşündü. “Çocuk şu an yanında mı?”
“Evet, burada.”
“Tamam. Hemen resmi ifadesini alın, sonra ifadeyi bana gönderin.”
“İyi ama...”
“Dediğimi yap Cansu.” dedi Önder, sert bir tavırla.
“Emredersin başkomiserim.”
Önder telefonu kapatıp ekrana bakakaldı. Evinin önünde bekleyen adam. Onu bizzat kendisi sorgulamak istiyordu ama buradan ayrılmak da istemiyordu. Yakın zamanda, sabah aracına giderken kendisini takip eden adam... İlk cinayet mahallindeki adam... Kayıp askerin mahallesindeki delinin bahsettiği doktor... Alpay da Meriç doktoru bir cinayet mahalline kadar takip ettiğinden bahsetmişti. Şimdi de Alpay’ın evinin etrafından dolanan bir adamdan bahsediliyordu. Bütün bunlar aynı kişi yani Meriç doktor muydu? Önder hızla aracından indi ve Alpay’ın dairesinin bulunduğu binaya girerek, merdivenlere yöneldi. Koşar adımlarla merdivenleri tırmanıp Alpay’ın dairesine çıktı. Etrafı dikkatle inceledi. Eve girmenin bir yolunu aradı ama anahtar olmadığı için kapıyı kırmaktan başka çaresi yoktu. Kapıyı dikkatle inceledi, sonra gözleri kapı kilidine kaydı. Gözle görünür bir zorlanma yoktu ama anahtar deliğinin etrafında bazı küçük aşınmalar vardı. Bunun iki açıklaması vardı. Ya zamanla kullanılmaktan aşınmıştı ya da kilidine zarar vermeden kapı açmayı bilen birinin ardında bıraktığı bir izdi. Gözlerini kapının önünde, yerde bulunan paspasa çevirdi. Paspası dikkatle inceledi. Yeni ve kalın bir paspas olduğundan bazı izler belirgin bir şekilde görünebilirdi. Öyle de oldu. Paspasın üzerinde düz bir ayak izi fark etti. İzin kenarlarının belirgin olması ve herhangi bir parmak izinin bulunmaması, bunun bir ayakkabı izi olduğunu gösteriyordu. Ama izin üzerinde bir ayakkabı tabanında bunan girintili çıkıntılı ya da ona benzer biz iz görünmüyordu, düz bir ayak iziydi o kadar. Bu da izi çıkaran kişinin ayağında bir galoş ya da poşet olabileceğini gösteriyordu. Önder geri çekilerek kapıya son kez baktı, gözle görünür başka hiçbir şey yoktu. Kapıyı kırıp içeri zorla girmediğine şükretti. Bunu yapsaydı sonrası için bir açıklaması olmayacaktı, ama şimdi çekinecek hiçbir sorun yoktu. Telefonunu çıkarıp amirini aradı ve Alpay’ın evine bir olay yeri inceleme ekibi istedi. Amiri bunun durduk yere nerden çıktığını sordu ama o bunu daha sonra anlatacağını söyleyerek, talebini yineledi. Böylesi daha mantıklı olacaktı. Buraya kendi başına girseydi belki hiçbir şey bulamayacaktı ve sonra bir olay yeri inceleme isteseydi, eve zorla girdiğinden suçlu durumuna düşecekti. Ama detaylı inceleme sayesinde belki bir iz bulunabilecek ve eve gerçekten birleri girdiyse ortaya çıkacaktı. Alpay’ın yerini bildiğini ve onu sakladığını şimdilik herkesten saklayacaktı. Daha sonra Alpay ortaya çıkar, belki güzel bir yalan uydurur ve bu işten sıyrılırdı. Uzun bir süre orada oturup beklemenin ardından binada hareketlilik fark etti. Yukarı doğru çıkan ayak seslerini duyunca oturduğu yerden kalktı. Beyaz tulumlular merdivende göründüklerinde apartmandaki kapılar da yavaş yavaş açılmaya başlıyor, meraklı komşular evlerinden çıkarak neler olduğunu anlamak için onların bulunduğu kata doluşuyorlardı. Önder kimseye açıklama yapmamak için herkesi görmezden, sorularını ise duymazdan geldi. İlk olarak teknisyenlerden birine kapının önündeki paspası işaret ederek, onu almalarını istedi. Başka bir teknisyen dikkatli bir şekilde paspası alıp delil torbasına koyarken, ekibin yanlarında getirdikleri çilingir dikkatli bir şekilde kapıyı açtı ve hemen yanında duran teknisyene bir şeyler söyledi. Sonra arkasını dönüp gitti. Herkes elindeki ekipmanlarla sırayla içeri girdiler. Nihayet sıra Önder’e geldi. O da hızla içeri girip, binadaki gürültüyü duymamak ve birilerinin meraktan içeri girmesini engellemek için kapıyı kapattı. Herkes içeride çalışırken, Önder’de onlara engel olmadan evin içinde gezinerek etrafı inceledi. Bu evden en son Alpay ile beraber çıkmışlardı. Bu yüzden evde gözle görünür herhangi bir değişiklik varsa bunu fark edebilirdi. Tabi bu sadece salon için geçerliydi çünkü diğer odalara hiç girmemişti. Salonda da herhangi bir değişiklik yoktu. Önder mutfak kapısının önünde dikilirken, teknisyenlerden biri yanına yaklaştı.
“Başkomiserim, şahıs ne zamandır kayıp?” diye sordu, cerrahi maskenin altından.
Önder bir süre teknisyene bakarak, hastane için plan yaptıkları günün tarihini düşündü. Çünkü hastası, muhtemelen bu olaydan bir gün sonra kayıp ihbarında bulunmuştu. Şu an akşam saatlerindeydiler. Yani topu topu iki gün ediyordu. Tabi hastası ona yaklaşık üç gündür ulaşamıyordu, bu yüzden tedirgin olması gayet doğaldı.
“Üç gün olması gerek.” dedi Önder.
“Emin misiniz?”
Önder bu soru karşısında kaşlarını çatarak başını yana eğdi.
“Ne demek emin misin? Ben sana kayıp ihbarına göre cevap veriyorum.”
“O halde eve giren her kim ise yakın zamanda mutfakta çaydanlığı yakmış, muhtemelen çay demlemek istemiş. Sonra da yatak odasında bir çanta hazırlamış ve salonda bir süre vakit geçirmiş.” Teknisyen sözlerini tamamladıktan sonra kaşlarını kaldırdı ve başını yana eğdi. Bunları söylerken hem Önder’i sorgulayan bir tavır hem de işini başarıyla yapmanın verdiği gurur veya kibir, ona benzer bit tavır takınıyordu.
“Bunları nasıl anladın?” diye sordu Önder, merakla.
“Evin içinde hava ölçümü yaptık ve bir miktar kimyasal tespit ettik. Yanık, boya, gaz... Bu cihaz her türlü yabancı kokuyu algılayabiliyor. Yatak odasında, gardırobun üzerinde ciddi miktarda bir toz tabakası var ama bir kısım hariç. Orası tertemiz. Muhtemelen bir çanta ya da küçük bir valiz vardı ve oradan alınmış çünkü hiç toz yok. Ayrıca salonda, sadece birkaç saatlik olduğunu tahmin ettiğimiz bir fincan kahve var ve kül tablası henüz sararmamış, bembeyaz sigara izmaritleriyle dolu. Sehpanın üzerindeki toz tabakasının da bir kısmı, gardırobun üzerinde olduğu gibi silinmiş. Gözle görünebilecek derecede. Merak ettiğiniz başka bir şey var mı?”
Önder yutkunarak teknisyene baka kaldı. Bir süre sonra gözlerini ondan ayırarak, koridorda oradan oraya gidip gelen diğer beyaz tulumlulara baktı. Resmen kendi ayağına sıkmıştı. Bu evde gereğinden fazla vakit geçirmişti ve tüm kanıtları ulu orta bırakmıştı. O kahveyi ve sigaraları içmeyecekti. Tüm deliller incelendiğinde bu evde en son, hatta sadece birkaç saat önce Önder’in vakit geçirdiği anlaşılacaktı. O zaman Alpay’ı ortaya çıkarmak zorunda kalacaktı. Aksi halde bu eve nasıl ve neden girdiğinin açıklamasını yapamayacaktı. Tekrar teknisyene döndü ve sordu.
“Eve herhangi bir yabancının girdiğine dair bir iz yok mu?”
“Eğer tüm bunları yabancı biri yapmadıysa hayır başkomiserim. Kapı bile anahtarla açılmış, hiçbir zorlama yok. Ayrıca evde sıra dışı bir dağınıklık ve kirlilik yok. Görünüşe göre evin doğal hali zaten kirli ve dağınık.”
Araya başka bir teknisyen girdi. Onların yanına yaklaştı ve elinde tuttuğu küçük telli defteri göstererek açıklama yaptı.
“Bakın, tellerine bir deri parçası takılmış. Her yeri kontrol ettik ama deri olan hiçbir giysiye ya da herhangi bir eşyaya rastlamadık.”
Şef defteri dikkatli bir şekilde alıp, adamın gösterdiği yeri inceledi. Önder'de meraktan ona iyice yaklaştı ve teknisyenin bahsettiği deri parçasını görmeye çalıştı. Gümüş renkli tellerin en üst kısmında, küçük bir deri parçası vardı. Teknisyenin dikkatine ve titizliğine hayran kalmıştı. Bu kadar küçük bir şeyi nasıl fark etmişti anlayamıyordu. Önder kaşlarını çatmış, dikkatli bir şekilde deri parçasına bakarken şef ona döndü.
“Şahsı tanıyor musunuz başkomiserim, deri bir eldiven ya da herhangi bir şey kullanıyor muydu? Belki yanında götürmüş olabilir.”
“Üzerinde asla deri bir eşya görmedim, hem kullansa bile evin içinde deri eldiven giyecek hali yok ya...”
Şef hafif bir şekilde başını sallayarak teknisyene dönü ve defteri, diğer dikkat çekici kanıtlarla beraber delil torbasına koymalarını söyledi.
“Burada işimiz bitti başkomiserim. Raporları göndeririz.”
Önder cevap vermedi. Aklı hâlâ telli defterde bulunan deri parçasındaydı. Deri eldiven parçası. Bunu duyduğu an bazı şeyleri anlamaya başlamıştı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kendine Terapi (Bölüm 73)

Önder ve arkadaşları onun hayatını tam anlamıyla son anda kurtarmıştı, buraya geldiğinde ölmek üzereydi. Ama şimdi durumu iyiye gidiyordu. H...